2021–2022 ADLİ YILI DENİZLİ'DE TÖRENLE AÇILDI

2021–2022 ADLİ YILI DENİZLİ'DE TÖRENLE AÇILDI

Denizli Barosu Başkanı olarak ilk kez hitap eden Av. Adnan Demirdöğer konuşmasında gündeme değerlendirdi ve ilk kez sizlere hitap etmenin onurunu ve mutluluğunu yaşıyorum. dedi

2021–2022 ADLİ YILI TÖRENLE AÇILDI

Baro Başkanı Demirdöğer konuşmasında Sayın Milletvekillerim, Büyükşehir Belediye Başkanım, Sayın Cumhuriyet Başsavcım, Adalet Komisyonu, İdare Mahkemesi ve Vergi Mahkemesi Başkanlarım, Sayın Rektörüm ve İlçe Belediye Başkanlarım, Denizli Barosu önceki dönem baro başkanları, çok sevgili ve saygıdeğer hâkim ve savcı arkadaşlarım, yargının olmazsa olmaz parçası, savunmanın temsilcileri, kıymetli avukat arkadaşlarım ve değerli basın temsilcileri 2021-2022 adli yıl açılış törenini onurlandırmanızdan dolayı sizleri saygıyla selamlıyorum.

 

            Sizlere Denizli Barosu Başkanı olarak ilk kez hitap etmenin onurunu ve mutluluğunu yaşıyorum.

 

            Yeni bir adli yıla başladığımız bugün, aynı zamanda Dünya Barış Günü’dür. Tüm dünyaya barışı öğreten, silah arkadaşlarıyla bu ülkeyi bize vatan yapan Ata’mızın manevi huzurunda; ona ve silah arkadaşlarına minnetimizin bir ifadesi, Cumhuriyet’e ve ilkelerine bağlılığımızın bir göstergesi olarak bugün bu meydanda bir araya geldik.

 

            Ülkemizin farklı illerinde çıkan orman yangınları, yaşanan sel felaketleri dolayısı ile çok zor zamanlar geçirdik, birbirimizin yarasını hep birlikte sarmak için var gücümüzle çalıştık. Bu afetlerde kaybettiğimiz tüm insanları rahmetle anıyorum. Dilerim aynı acıların tekrar yaşanmaması için gerekli dersler çıkarılır ve bundan sonra yaşanma ihtimali olan afetlerle ilgili gereken tüm önlemler alınır ve yanan yerler amacına uygun olarak kullanılır.

 

            Yargının yükü gerçekten ağırdır, sorunları çoktur. Bu, hiçbir zaman sadece bugünün meselesi olmadığı gibi hemen yarın da çözülebilecek bir mesele değildir. Türk yargısı, tüm mensuplarının bilgi ve emekleri ile yükselmeyi daha iyi günlere gelmeyi beklemektedir. 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün bir daha yaşanmaması için kamu görevlerine girişte ve kamu hizmetlerinden faydalanmada liyakat ve eşitlik ilkelerinin esas alınması gerektiği bir kez daha gözler önüne serilmiştir.

 

Geçmişten günümüze tüm adli yıl açılışlarında yapılan tespit ve değerlendirmelere karşın “ hukuk devleti “ , “ yargı bağımsızlığı “ , “ yargıç güvencesi “ gibi temel ilkelerin hayata geçirilmesi noktasında yaşanılan sorunlar her yıl katlanarak artmakta ve bir önceki yılı aratmaktadır. Çabamız, tüm sorunların ortadan kalkması içindir.

 

            Yıllardır, toplumun hemen hemen her kesimi yargıdan şikâyet etmekte hiç kimse, yargının sorunlarına kendi arzularından bağımsız, köklü ve içtenlikli çözümler üretmemekte, çözüm yerinene yazık ki karmaşalar yaratmaktadır.

 

            Bu nedenledir ki; toplumda adalete olan güven her geçen gün azalarak yüzde 20’lerin altına düşmüştür. Elbette adalete olan güvenin neden bu kadar alt seviyelere düştüğünü araştırmak ve değerlendirmek zorundayız. Ama bunun öncesinde toplumun adalet duygularının güçlenmesine, güven inancının artmasına katkı sunacak her türlü çalışmayı fedakârca hep birlikte yapmak ve savunmak zorundayız.

 

            Eğer, gerçekten adaletin, mülkün temeli olduğuna inanıyorsak, temeli sağlamlaştırmak için elimizden gelenin en iyisini, en güzelini fedakârca ve karşılık beklemeksizin yapmak vatani görevimizdir. Bu ülke bizim ve Bizler, ülkemizi adil ve adaletli kılmak zorundayız!

 

            Bağımsızlık, mahkemelerin huzuruna gelen kişilerin yargıya güven duymaları bakımından son derece önemli bir ilke olan, tarafsızlığın da ön koşuludur. Yargının bağımsız olmadığı bir ortamda, kurumsal anlamda tarafsızlıktan da maalesef söz edilemez.

 

 

            Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bir sözünde 'Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin devlet halinde varlığı kabul edilmez' demiştir. Atatürk’ün bu sözlerinde de vurguladığı üzere,  bir devletin varlığı için temel unsur yargının bağımsızlığıdır. Yargı sistemi öyle ya da böyle bağımlı olan her devlet bir gün yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacağı için, yargının bağımsız olması şarttır.

 

            Yargının üç sacayağından biri olan savunma, yargı sistemimizin istenilen düzeyde olması için gerekli olan en önemli etkendir. Avukatlık mesleğindeki sorumluluk duygusu ve görev bilinci, yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına katkı sağlamaktadır. Bu nedenle, yargının üç sacayağından birini ifade eden avukatlığın aslında ne olduğunu; adliyede birlikte çalıştığımız bir kısım istisnai hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ne yazık ki yeniden hatırlatmamız gerekmektedir.

 

            Savunmanın yargının üç sacayağından biri olduğu gerçeği tamamen göz ardı edilerek; iddia-savunma ve yargılama makamlarının ortaklaşa bir adli etkinliği anlamındaki yargısal diyalektiğin,  avukatların dışlanarak hâkim ve savcı birlikteliğine dönüştürülmesi son derece yanlıştır.

 

            Yargılama sisteminde ortaya çıkan iddia ve savunma arasındaki denge “silahların eşitliği” ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Şayet yargılamanın herhangi bir anında bu denge bozulacak olursa yani “silahların eşitliği” ilkesine aykırı davranılacak olursa hukuk sistemi de çökecektir.

 

            Yargılama aşamasında savunma erkini oluşturan biz avukatların; adliyeler ile birlikte Tapu Müdürlüğü, Emniyet Müdürlüğü gibi diğer kamu kurum ve kuruluşlardaki rolünü ve etkinliğini arttırmaya yönelik acilen mevzuat düzenlemesine gidilmesi ve avukatların toplum nazarındaki saygınlığının geri kazandırılması gerekmektedir.

           

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün hukuk ve adalet ile ilgili görüşlerinden; hukukun üstünlüğü, sosyal hukuk devleti, bağımsız, tarafsız ve güven veren mahkemeler ile bağımsız ve cesur cumhuriyet savcıları, ayrıca özgür savunma öne çıkmaktadır ki bunlar da Türk hukuk siteminin temel taşı olduğu için bunlardan asla taviz verilmemesi gerekmektedir.

 

            Değerli Konuklar;

 

            Önce; hukukun üstünlüğüne, hak arama özgürlüğüne ve avukatlığın bağımsızlığına aykırı şekilde çoklu baro kurulması ile ilgili düzenleme, tüm karşı duruşumuza ve çabalarımıza rağmen kanun olarak yürürlüğe girdi.

 

            Şimdi de; 21.08.2021 tarihinde yayımlanan 82 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Devlet Denetleme Kurulu yapısında değişikliğe gidilerek aralarında baroların da bulunduğu kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında yapılacak denetlemeler de kapsam altına alınmıştır.

 

            Anayasamızın 104. maddesinin 17. bendinde“…Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.” denmektedir.

 

            Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından olan baroların denetimine ve organlarının görevden uzaklaştırılmasına ilişkin kurallar, Anayasanın öngördüğü şartlara uygun olarak 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nda düzenlenmiştir. Yapılan değişikliğin dayanağı olan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının denetlenmesine ilişkin kuralları düzenleyen hükümleri Anayasaya açıkça aykırıdır. Bu sebeple Anayasaya aykırılık teşkil eden Cumhurbaşkanlığı kararnamesi; ‘’kuvvetler ayrılığı” ve “hukuk devleti” ilkelerinin gerekliliklerine uygun olarak derhal kaldırılmalıdır.

 

            Zorunlu arabuluculuk, noterlere devredilen yargısal işler ve uzlaştırma derken, zaten daraltılan avukatlık mesleğinin faaliyet alanı vekâlet ücretlerinin tırpanlanmasıyla iyice zor yapılır hale getirilmiştir.

 

            Bunun yanı sıra avukatlara yönelik fiili ve sözlü saldırılar her geçen gün artmaktadır. Birçok meslektaşımız sırf avukatlık görevlerini yerine getirmeleri nedeniyle silahlı saldırılara maruz kalmıştır. Bunların önlenmesi adına daha ağır ve caydırıcı cezaların uygulanmasını ve her fiili haciz mahallinde güvenliğin kolluk tarafından sağlanmasıyla bu saldırıların en kısa zamanda sonlandırılmasını istiyoruz. Buradan bütün meslektaşlarım adına sesleniyorum; herhangi bir meslektaşıma karşı hukuka aykırı eylemde bulunan bir kimse, Denizli Barosu mensubu tüm avukatları fiilen karşısında bulacaktır.

 

            Tüm bunların yanı sıra, yargı sistemini tehdit eden en büyük etkenlerden bir tanesi de; ülkemizde bulunan hemen her üniversitede hukuk fakültesinin kurulması nedeniyle gittikçe niteliği düşen hukuk eğitimidir. Evet, yasal düzenleme ile sınav getirilmiş olsa da mevcut hukuk fakültelerinin fazlalığından dolayı sınav çare olamamaktadır. Adaletin sağlanması için nitelikli eğitimin şart olduğunu söyleme gereği yalnızca avukatların üzerine düşen bir yükümlülük değildir. Yargının bütün unsurlarının bunu kavraması ve buna karşı elbirliği ile harekete geçilmesi gerekmektedir.

                       

            Yeni adli yılda vatandaşlarımızın adalet beklentisini karşılamak için hâkimler, savcılar, avukatlar hatta yargı sisteminin içinde bulunan mübaşirler ve diğer yargı çalışanları ile hep birlikte önceki yıllardan daha fazla çalışacağız. Bundan hiçbir şüphem yok. ​Ancak bunu sağlamak için bizim de ihtiyaçlarımız var. Mesela uzun yıllardır tamamlanamayan adliye binasının bir an evvel hizmete açılmasını bekliyoruz. Bizlerin daha verimli hizmet verebilmesi için yeni bir adliyeye ihtiyacımız olduğu talebini bir kez daha yineliyoruz. Bu yargı yılında, yeni adliye vaatleri değil, tamamlanmış bir adliye binasının hizmete açılmasını istiyoruz. Nasıl ki Denizli’de Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerinin kurulamamış olması bizim ayıbımız ise yine Denizli’de yıllardır yapımı süren adliye binası da bizim ayıbımızdır.

                                  

            Altını çizerek söylüyorum ki; bir ülkenin savunması ne kadar güçlü, hâkim ile savcıları ne kadar bağımsız ise o ülke de adalet vardır, hukuk vardır, eşitlik vardır. Bu nedenle sözde değil özde bir adli yıldan bahsetmek istiyorsak bir kısım çevrelerin elini eteğini yargının üstünden çekmesi yani yargıyı yargı mensuplarına bırakması gerekmektedir.

 

            Anayasa’nın özüne ve yeknesak yargı kararlarına bakıldığında kişilerin, adil ve makul sürede, lekelenmeden, açık ve aleni yargılanması gerektiği devlete düşen bir sorumluluktur. Bu sorunluluk çerçevesinde sadece bir kişiye yapılan hak ihlali toplumun tamamına yapılmış sayıldığı için devletin özellikle yargı sisteminde daha dikkatli olması gerekmektedir. Çünkü biz biliyoruz ki adalet mülkün, savunma adaletin temelidir.

 

            Adli yılın başta meslektaşlarım olmak üzere tüm yargı mensuplarına, çalışanlarına ve adalet bekleyen tüm yurttaşlarımıza hayırlı olmasını diler, yeni adli yılımızı ve Dünya Barış Günü’müzü kutlarım.

 

En içten duygularımla hepinize saygılarımı sunarım. 01.09.2021

 

 
Denizli Barosu Başkanı

Av. Adnan DEMİRDÖĞER